Saliha GÖK : Dünya Ekonomisi: 2026’ya Girerken Belirsizlik ve Umut
Saliha GÖK – KHA Köşe Yazarı
Küresel Görünüm
2026 yılına girerken küresel ekonomistler arasında ciddi görüş ayrılıkları var. Bir kesim, resesyon riskinin yüksek olduğunu; ticaret tarifeleri, jeopolitik gerilimler ve yapay zekâ kaynaklı büyümenin sürdürülebilirliği konusunda endişeler dile getiriyor. Diğer kesim ise özellikle gelişen piyasaların (EM) görece güçlü performans sergileyebileceğini öne çıkarıyor.
ABD ve Fed Politikaları
Aralık 2025’te ABD Merkez Bankası (Fed) faiz indirimine gitti. Bu karar, piyasalarda risk iştahını artırdı. Ancak Fed’in 2026 için verdiği temkinli mesajlar, faiz indirimlerinin hızla devam etmeyeceği beklentisini doğurdu. Bu durum, küresel sermaye akışlarını ve gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyecek.
Avrupa ve Enerji Krizi
Avrupa’da enerji fiyatları hâlâ kırılgan. Rusya-Ukrayna gerilimi ve Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) politikaları, hem enflasyonla mücadele hem de enerji bağımlılığını azaltma çabaları arasında sıkışmış durumda.
Asya ve Gelişen Piyasalar
Çin’in büyüme hızı yavaşlasa da, Asya piyasaları hâlâ küresel üretim ve ticaretin merkezinde. Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri, genç nüfus ve dijitalleşme sayesinde 2026’da büyüme potansiyeli taşıyan bölgeler olarak öne çıkıyor.
Riskler ve Fırsatlar
Riskler: Resesyon ihtimali, ticaret savaşları, jeopolitik gerilimler, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar.
Fırsatlar: Gelişen piyasaların dinamizmi, yapay zekâ ve dijitalleşmenin üretim süreçlerine katkısı, küresel ticaret diplomasisinin yeni açılımları.
Sonuç
Dünya ekonomisi 2026’ya denge arayışıyla giriyor. Bir yanda resesyon korkusu, diğer yanda gelişen piyasaların umut verici performansı. Küresel ekonomi yönetiminin başarısı, bu iki uç arasındaki dengeyi kurabilmekte yatıyor. Okur için en önemli soru ise şu: “Bu yıl hangi piyasada risk almak, hangi piyasada beklemek gerekir?”

ORCID Profilim
Hiç yorum yok